24 Mayıs 2012 Perşembe

Kalbim koşuyor,


denize atlıyor, bisiklete biniyor, bir ağaç dalına binip ağzı uyuşana kadar 
erik yiyor, üstünü başını kirletiyor üstelik benden hiç korkmuyor.

Ben ondan çekinmiyorum, üstüne gidiyorum, aklını karıştırıyorum, içkisini 
tutuşturuyorum eline, sigarısını yakıyorum, onu tahrik ediyorum, ben kendime ediyorum.

Kalbim durmuyor, anlatıyor da anlatıyor, gecesini gündüzünü şaşırmış uyumuyor. 

Acıkmıyor, susamıyor, kafası hiç düşmüyor üstelik beni de kendi gibi biliyor.

Ben onun peşinden gidiyorum, yaşıma başıma bakmıyorum. Dinlenmeyi, bırakmayı düşünmüyorum, o’na uyuyorum. Ben kendimle uğraşıyorum.

Bir şeyler var diyorum, kalbim bende de  diyor.

 Gidelim mi?

Gidelim kalbim, orada olmasın ne çıkar?.

..varsın olsun belki kalbi döner. 


Kasım 2011, İstanbul. 

29 Nisan 2012 Pazar

Dünyayı kucaklayıp kendi göğsüme yerleştireli


’özledim’’ kelimesi kadar kısa birkaç gün oldu.  Tam ‘’nereden çıktı şimdi bu’’ ile ‘’sanırım yaşıyorum’’ sayıklamalarının ortasındayım.  

İnsan nereden bilebilir ki aşık olmanın zamanla ilişkisini? 
Sevişirken,  o çıplak bedenin neresini öptüğünde ertesi gün başka bir adam olacağını anlayabilir?

Ben korkağım bunu biliyorum, ya sen? 

Sen bilmiyorsun ateşi koynuma aldığımı, sana bunu söylersem zamanın ufak adımlarını da alıp gideceğinden korktuğumu bilmiyorsun. Bilemezsin ki ben köpek gibi inatçı bir adamım. Korkumdan sana söyleyemem, ‘’özledim’’ diye diye dilimi kesemem önünde.

Biraz olsun hissetseydim göğsümün ağırlaşacağını, o akşam boynuna dayayıp yüzümü oradan nefes alırdım ve tutardım.
Biraz olsun bilseydim bütün gün adına dua edeceğimi, ellerimi yüzüne sürüp kendi yüzümü kapatırdım. 

Hani belki ben kalbimin ölçüsünü bilmiyorum, boyumdan büyük hislerle kavgaya giriyorum, daha ne nedir bilmeden oturmuş bunları yazıyorum hani belki saçmalıyorum ama ben beni bilirim seni de bilmenin telaşındandır bunlar, bir kez daha dudaklarında dünyayı ardımda bırakma hevesindendir.

Velhasıl ben sana aşık oluyorum ve bunu korkumdan sadece yazabiliyorum.

İstanbul, 20.12.2011

6 Nisan 2012 Cuma

Bir cümle, bir şarkı.

Dişlerime harfler takmıştım, öpmeme izin vermedin oysa sessizliğini bozacaktım. 






7 Mart 2012 Çarşamba

Kadına aşka evet, şiddete hayır.

Sizin ananız, bacınız, karınız, ilkokul aşkınız, lise yaranız, mahalle baskınız yok mu?

Doğru ya onların da bi dayakçısı vardır elbet, onlarsız olmaz.

Annesi, hayatının koyuluğunu yüzündeki morlukla hareketlendiren adamların hikayesi. Babalarının anneleri de aynı  kaderden çekmişler kuralarını, onlara da hep aynı adamlar çıkmış belki ''bilmem kimin kocası gibi'' diye babalarından kaçarlarken kocalarına tutulmuşlar.

Açık açık söylemek gerekirse bacaklarını açmaya çalıştığın, yüzüne vurduğun avuç içine memelerini almaya çalıştığın, patlattığın dudaklarına şehvetle yapıştıkların var ya? Onlar senin kaburga kemiğinden değiller.

Mesela annen babanın kuvvetiyle kutsanırken sen, babanın elleri büyük olduğu için mi korktun?

Yoksa annenin olabileceği insanın ''kadınlık'' olduğuna mı karar verdin?

Büyüyüp ''penisinin hakkını'' almaya karar verince babanın sana sunduğu hakların insanlığına helal getirmeyeceğine mi karar verdin?

Bana şu yaşımda hala bi kere daha ''kadına şiddete hayır'' dedirttin ya, babana ve adamlığına selamlar.




Bu şarkıyı Aylin Aslım abisi tarafından öldüren Güldünya' için yazdı.

http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCld%C3%BCnya_T%C3%B6ren

23 Şubat 2012 Perşembe

Ben,

düşüncemin bağlı ucundan

Canımın kuruşuna  bakmadan

Bir cümle yazmaya çalıştım, olmadı.

Küstüm şimdi insanlık hallerime.

Sezen'in de dediği gibi;
Yürüyorum hasretin, acının üstüne.. 30.09.05


19 Kasım 2011 Cumartesi

9 Kasım 2011 Çarşamba

yazıların çoğu gitti, niye? çünkü yenileriyle birlikte dönecekler. neredeler?